|
|
PANİK ATAK IN TEDAVİSİ |
|
|
Ölüm korkusu olan panik atak-ın tedavisi Kur-anla mümkündür ve bunu da yine Kur-an ışığında söyleme cesaretini buluyoruz.Kur-an şifadır Kur-an ruhu okşar ve besler insana pozitif bir enerji verir tabi panik atak hasta olanlar bu tarz tedaviyi yaptırmadıkları an bunu anlayamazlar onlar Kur-an dan korkmadıkları taktir de Kur-an onlara şifa olacak ve bunu da gözlemleyeceklerdir diyoruz.... |
Söz burada ölüme gelmişken, ÖLÜMÜN İÇYÜZÜNÜ de sizlere
açıklamak istiyorum. Zîrâ, dinle uğraşan pek çok kişinin dahi bilmediği
bu gerçeği çok iyi anlamakta büyük yarar vardır...
ÖLÜM NEDİR?... NASIL BİR ŞEYDİR?... ÖLÜNCE NE OLUR?..
Bunu İslâm Dini verilerine göre gerçekçi bir biçimde görelim. Ki ondan
sonra iyice anlayalım bakalım, öldükten sonra dirilmek neymiş, nasıl
olurmuş; dünyaya geri gelinir miymiş gelinmez miymiş... Neden?..
ÖLÜM NEDİR?... ÖLÜMÜN GERÇEĞİ...
Ne yazık ki günümüzde ÖLÜM olayı gerçeğine uygun bir biçimde
bilinmemekte, genelde ÖLÜMün bir son olduğu zannedilmektedir. Oysa,
ÖLÜM bir SON olmayıp, madde âlemden maddeötesi âleme geçişten
başka bir şey değildir!..İnsan, ÖLÜM denen olayla madde bedeni
terkederek, RUH bedenle ya mezarda ya da mezar dışında yaşamına
devam eder. Yâni ÖLÜM, Madde bedenle yaşamın sona erip RUH
bedenle devam etmesidir. İslâm Dini`nin esaslarını bildiren KUR`ÂN-I
KERİM, ölüm olayına şöyle açıklama getirir:
"HER NEFS ÖLÜMÜ TADACAKTIR!..."
ÖLÜM denen olay, madde bedenin terkedilerek, RUH beden yaşamını
geçilmesidir. Beynin durmasıyla birlikte vücuda yayılan bioelektirik enerji
kesildiği için beden, ruhu kendisine bağlı tutan elektromağnetizmasını
yitirir ve böylece RUH, bedenden bağımsız yaşam biçimine geçer. İşte
bu olay ÖLÜM kelimesiyle anlatılır. Yaşam boyunca kişinin beyninden
geçen tüm faaliyetler RUH`a yüklenmiş olduğu için, kendisinde hiç bir
değişiklik hissetmeden ruh boyutunda yaşama geçiliverir. Kişi RUH
olarak, aynen bedende olduğu gibi yaşamına devam eder. Ancak bir
farkla; O bedende tamamıyla canlı ve şuurlu olmasına karşın, bedenini
kullanamaz. Sanki bitkisel hayata girmiş, canlı, şuurlu bir kişi gibi!
Dışarıda olup-biten herşeyi görür, duyar, algılar fakat kendisinden
dışarıdakilere hiç bir mesaj ulaştıramaz!. Nitekim büyük İslâm Âlimi
Erzurumlu İbrahim Hakkı "Marifetnâme" isimli kitabında, Hazreti
Rasûlullah’ın ağzından ölüm olayını şöyle nakleder: "Meyyit (ölümü tadmış
kişi), bedenini kimin yıkadığını, kimin kefenlediğini, namazını kimlerin kıldığını
, ardından kimlerin geldiğini, lahde kimlerin indirdiğini ve kimlerin telkin
verdiğini bilir." "Meyyit yanında haykırıp, saçınızı başınızı yolmayın, ona
eziyet edersiniz" hükmü de gene meyyitin sizi görüp hâlinizden üzüntü
duymasından ileri gelir. Ölüm denen madde bedeni kullanamama hâlini
tadmış kişinin mezarda ruh olarak diri, aklı şuuru yerinde ve dışardan
gelen hitapları algılar bir halde olduğunu bize en iyi idrâk ettirecek olan
şu hadisi Rasûlullah`a dikkat edelim: "Talha radıyallahu anh şöyle
anlatmıştır: Bedr savaşı günü Nebi Sallallahu aleyhi ve sellem Kureyş
eşrâfından 24 kişinin cesetlerinin biraraya kaldırılmasını emretti de bunlar
Bedr kuyularından pis bir kuyuya atıldılar. Bu sûretle pis kuyu yeni pislikleri
toplamış oldu. Rasûlullah düşman bir kavme galip gelince onun açık
sahasında üç gün konaklamak âdeti idi. Bedr savaşının üçüncü günü
olunca da Rasûlullah devesinin getirilmesini emretti. Yol ağırlığı deveye
yüklenip bağlandı. Sonra Rasûlullah yürüdü. Ashab da peşinden
yürüdüler. Bu arada birbirlerine, herhalde Rasûlullah bir hâcet için
gidiyor, diye konuştular. Nihâyet Rasûlullah Efendimiz maktûllerin atıldığı
kuyunun bir tarafında durdu ve onlara kendi ve babalarının adlarıyla
seslendi: -Ya filân ibni filân, Ya Ebâ Cehilibn-i Hişam, Ya Utbe İbn-i
Rebîa. Siz Allah’a ve Resûlüne inanıp itaat etseydiniz şimdi sevinir
miydiniz?.. Ey maktûller!.. Biz, Rabb`imizin vaad etmiş olduğu zaferi
gerçekten bulduk. Siz de rabbinizin vaad ettiği zaferi gerçek üzere
buldunuz mu?.. Bu hitap üzere Ömer sordu: -Ya Rasûlallah! Hayatı
olmayan cesedlere ne diye konuşursun?..
Rasûlullah Aleyhisselâm şöyle cevap verdi:
-"Muhammed`in nefsi elinde olana yemin ederim ki,
söylediklerimi siz onlardan daha iyi işitmezsiniz!.."
Görüldüğü gibi, Buharî`de nakledilen bu olayda, Hz. Rasûlullah aleyhi`s-
selâm büyük bir yanlış anlamayı tashih etmekle “İnsanlar, mezara ölmüş
olarak konur ve sonra da onlar kıyâmette dirilirler” şeklindeki gerçek dışı
inanışı bundan daha iyi düzeltecek bir hadis olamaz. İnsanlar, aynen şu
andaki kadar aklı şuuru yerinde olarak mezarlara konurlar ve dışarıdan
kendilerine yapılan hitâbları dışardaymışçasına rahatça işitirler. Üçüncü
halife Osman bin Affan bir mezar başında durduğu zaman, sakalını
ıslatıncaya kadar ağlardı. Bu sebeple kendisine; -Sen cenneti ve
cehennemi anıyorsun, ağlamıyorsun da; bundan, yâni kabir korkusundan
dolayı ağlıyorsun, denildi. Osman cevap verdi: Rasûlullah’dan duydum
ki: "Muhakkak mezar, âhiret konaklarının ilkidir!.. Eğer kişi ondan
kurtulursa, ondan sonrakilerden de kolay kurtulur." Şayet kişi ondan
kurtulamazsa, ondan sonrakiler ondan şiddetli olur!.. Sonra Osman şöyle
cevap etti:
Rasûlullah şöyle buyurdu: "Mezar kadar KORKUNÇ hiç bir fecî manzara
görmedim!!.." İslâm’ın en en önde gelen şehîdlerinden olup, Hz.
Rasûlullah tarafından cesedi toprağa verilen Sa`d bin Muâz`ın kabri
başın da ise Allah Rasûlü şöyle buyuruyordu: Şu seçkin kul ki, arş O`nun
için titremiş, gök kapıları açılmış ve binlerce melek yeryüzüne inmiştir. O
bile mezarın da öylesine sıkıldı ki, az kaldı kemikleri çatırdayacaktı!!
.. Eğer kabir azâbından ve ölüm sonrası sıkıntılarından kurtuluş olsaydı
, bu önce Sa`de nasip olurdu!.. O, ulaştığı mertebe itibariyle bu
sıkıntılardan hemen çıkartıldı; hepsi o kadar!.." Şimdi düşünelim... Kişi
mezarda diri yâni şuuru yerinde olarak mevcut olmasa, böyle bir azâb
söz konusu olurmu hiç?.. Soruluyor Hz. Rasûlullah’a: -Yâ Rasûlallah
, mü`minlerin hangisi daha akıllı, şuurludur?.. Ölümle başına geleceği en
çok hatırlayan ve ölüm ötesi hayatı için en güzel şekilde hazırlananı. İşte
onlar en akıllı-şuurlu olandır." Yine bir başka ifadesinde şöyle buyuruyor
, Hz. Rasûlullah:
-En şuurlu, ileri görüşlü insan odur ki, nefsini ilâhî hükümlere tâbî kılar
ölümden sonra yararını göreceği fiilleri yapar. Âciz de nefsinin arzularına
tâbi olur, sonra da bir şeyler umar Allah`dan!.." Yine Allah Rasûlü’nün
ashabından İbn-i Mes`ud kabirde görülen azâb hakkında şöyle diyor:
“Mutlaka günahkâr olanlar, kabirlerin de azâb olunurlar. Hattâ hayvanlar
onların seslerini işitir.” dediğini Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem`den
işittim." Ebu Said el Hudrî radıyallahu anh anlatıyor: Rasûlullah buyurdu:
-İnkârcıya mezarında kendisini kıyâmet gününe kadar sokup ısıran 99
ejderha musallat edilir. Eğer bunlardan bir tanesi yeryüzüne üflemiş
olsa, hiç bir yeşil ot yeşermez." İbn-i Ömer radıyallahu anh anlatıyor.
.. Rasûlullah buyurdu: -Sizden birisi ölünce, cennetlik olsun, cehennemlik
olsun akşam sabah kendisine makamı gösterilir. Burası yerindir.
Kıyâmetteki ba`s ‘ine kadar buradasın." Burada bir de şu hususa dikkat
çekelim... Âmentü`de okunan şu cümleye bir bakın: "Vel bâ`sü bâ`del
MEVT". Dikkat ediniz!.. "Vel bâ`sü bâ`del KIYÂMET" denmiyor. Yâni,
"bâ’s" kelimesiyle anlatılan olay, KIYÂMET`ten sonraki değil, ÖLÜMÜ
TADTIKTAN sonrakidir!.. Dünyada, bildiğimiz madde bedenle ve bu
arada bu madde bedenin ürettiği ruh bedenle yaşarız. Ölümü tadınca,
Madde beden çözülür ve RUH bedenle bâ’s olmuş olarak kabirde
kıyâmete kadar yaşamını devam eder. Sonra "KIYÂMET" denen,
Dünyanın Güneş ısısında bozunumu devresinde, bugünkü karakteristiği
istikametinde yeniden bâ`s olur. Ve nihâyet son defa bu bedenler de
gittiği ortama göre yeniden bir bâ`s ile oluşurlar. Kabirde şu andaki
mevcut aklımızla, algılama-değerlendirme mekanizmamızla mı
olacağız?.. Bu konuda Abdullah bin Ömer anlatıyor. Hz. Ömer münkir ve
Nekir aldı iki meleğin kabirde gelip sual sorması hususunu Hz.
Rasûlullah ile konuşurken sordu: -(Kabirde) aklımız başımızda olacak mı
Yâ Rasûlullah?. -Evet!.. Aynen bugünki gibi!.. Evet, ölümü tadmış, aklı
şuuru yerinde fakat bedeni kullanım dışı kalmış kişi mezara konulunca ne
olur. Bunu da Enes Radıyallahu anh`ın ağzından dinleyelim: -Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kul kabre konulduğunda,
kabirden uzaklaşanların ayak seslerini işitir. Onlar uzaklaşırken iki melek
gelir ve onu oturtup şöyle sorarlar: -Muhammed denen adam hakkında
ne dersin?.. Eğer mü`minse; -Şehâdet ederim Muhammed, Allah`ın kulu
ve resûlüdür.
Bunun üzerine;
-Şu cehennemdeki yerine bak!.. Allah onu cennettekine tebdil etti. O artık
hem cehennemdeki yerini, hem de cennette gideceği yeri görür. İnkârcı
veya gösterişte müslüman ise şöyle der: -Bu konuda kesin bir
düşüncem yok. İnsanların konuştuklarından başka!.. Ve ona şöyle denilir:
-Onu tanıyamadın ve bilemedin!..
Sonra ona öyle bir tokmakla vurulur ki, feryadını insanlar ve cinler
dışındaki her şey işitir!.. Nihâyet şu hadîs ile konuya son verelim:
"-Ölümü tadmış kişi, yakınlarının ağlaması sebebiyle azâb görür."
Bu konuda daha pek çok hadîs-i Rasûlullah vardır, ilgili hadîs kitaplarında
okunabilir
Netice şudur ki:
KİŞİ ÖLMEZ, ÖLÜMÜ TADAR!..
“Ölümü tadmak” denilen olay, kişinin madde bedenin kumandasını yitirip,
“RUH” adı verilen dalga bedenle yaşamına kaldığı yerden devam
etmesidir. Bu hâl dolayısıyla, kabre konan her kişinin şuuru yerindedir.
Kıyâmete kadar da şuurlu olarak yaşamına devam eder. Kıyâmette, o günün
şartlarına göre yeni bir bedene kavuşur.
İşte herkesi böyle bir yaşam bekliyor!.. Dileyen bu konuyu ilgili yerlerden
araştırarak söylediklerimizin doğruluğunu kontrol edebilir. A/H |